Yaklaşık 4 aydır yalnız yaşıyorum. Açık söyleyeyim, bu süreç bana hem çok keyif verdi hem de çok şey öğretti. Yalnız kalmak, kendi hayatını kendi ritminde yaşamak başlı başına özgürlük gibi bir şey. Ama şunu da fark ettim: yalnızlığın iki farklı yüzü var. Bir tarafı seni büyüten, odaklanmanı sağlayan, güçlendiren bir yüz. Diğer tarafı ise rehavet, boşluk ve geriye gidiş. Bu yazıda kendi deneyimlerim üzerinden bu iki yüzü anlatmaya çalıştım. Umarım okurken siz de kendi yalnızlık deneyimlerinizi hatırlarsınız.
Bu iki yüzü kendimce şöyle ayırdım: çürütücü yalnızlık ve üretken yalnızlık. Önce çürütücü yalnızlıktan bahsetmek istiyorum.
Çürütücü Yalnızlık
Dediğim gibi yalnızlığı seviyorum ama yalnızlığın şöyle bir tarafı var: çok kolay bir şekilde rehavete kapılabiliyoruz. İçimizde boşluk hissi büyüyor, “ben ne yapıyorum?” noktasına düşüyoruz. Ben de bunu zaman zaman yaşıyorum. Hatta bu yazıyı yazarken bile görebilirsiniz: bir önceki blog yazım 5 gün önceydi. Normalde her gün yazıyordum ama 5 gündür hiçbir şey üretmedim.
Bunun sebebi şu: hayatım belli bir rutinde ilerliyordu. Yazı yazma, içerik üretme, spora gitme hepsi rayına oturmuştu. Sonra önemli bir toplantı için farklı illerden ekip arkadaşlarım geldi. Gün içinde toplantı, akşamları eğlence derken birkaç gün rutinim bozuldu. O birkaç gün bana “rahatlık” modunu açtı. Eğlence bitti, herkes kendi illerine döndü ama bende bıraktığı etki devam etti: üretim durdu, spor durdu, beslenme bozuldu.
Başta bunu “bir mola” gibi gördüm. Uzun süredir düzenli ilerliyordum, biraz salmak fena gelmedi. Ama işte bugün fark ettim ki bu yalnızlık şekli tehlikeli. Çünkü disiplin gidince yalnızlık, insanı çürütmeye başlıyor. Sağlıksız yiyorsun, spora gitmiyorsun, alkol artıyor, üretim duruyor. Öğrenme isteği bile azalıyor. Böyle olunca gelişim de yavaşlıyor.
Bence işte tam da bu çürütücü yalnızlık dediğim kavram. Yalnızlığını rehavete bırakırsan kısa vadede haz alıyorsun, keyifli gibi geliyor. Ama uzun vadede seni geriye itiyor. Sağlığını bozuyor, seni daha izole ediyor, enerjini bitiriyor. İnsan fark etmeden kendi kendini çökerten bir hale geliyor.
Bugün bu farkındalığı yaşadığım için dedim ki “tamam, artık oturup yazmalıyım.” Ve bu yazı böyle ortaya çıktı. Şimdi de diğer yüzüne, üretken yalnızlığa bakalım.
Üretken Yalnızlık
İşte yalnızlığın bu diğer yüzü öyle güçlü ki ben buna üretken yalnızlık diyorum. Bence yalnız yaşayan herkesin, hatta ilişkide olmayan herkesin mutlaka deneyimlemesi gereken bir şey bu.
Üretken yalnızlık dediğim şey, tamamen kendine odaklanmak aslında. Kitap okuyorsun, araştırıyorsun, yeni şeyler öğreniyorsun. Sosyallikten kopmak değil bu. Yine arkadaşların oluyor, görüşüyorsun ama seçici davranıyorsun. Vaktini sadece değerli insanlara ayırıyorsun. Boş muhabbete değil, sana bir şey katan ortamlara giriyorsun.
Bir de işin ilişki boyutu var. Bir ilişkide olmadığında üzerinde o sorumluluk yükü olmuyor. Bu da sana inanılmaz bir odak kazandırıyor. Kariyerinde, yeni kurduğun işte ya da içerik üretiminde çok daha net ve keskin adımlarla ilerleyebiliyorsun. Çünkü odağını tek bir yere verebiliyorsun. Odağını doğru yere verdiğinde de yalnızlık seni adeta yenilmez bir güce dönüştürüyor. Kendine güvenin artıyor, kendi ayakların üzerinde durmaya başlıyorsun.
Ben bunu bizzat yaşadım. Yaklaşık bir ay önce tam anlamıyla üretken bir yalnızlık dönemindeydim. Her şeyim tıkır tıkır ilerliyordu. Spor, üretim, okuma, yeni beceriler kazanma… O dönem çıktılarım çok daha iyiydi. Çünkü yalnızken dağıtmak yerine üretime odaklandım. Sonuç da ortadaydı: daha odaklı, daha güçlü, daha özgüvenli bir versiyonuma dönüşmüştüm.
Sonuç olarak yalnızlığın asıl gücü, onu nasıl değerlendirdiğine bağlı. Yalnızlık seni büyütebilir de çürütebilir de. Anahtar kelime bilinçli seçim. Doğru odak ve doğru alışkanlıklarla yalnızlık, seni ileri taşıyan bir güç. Ama rehavete kapılırsan, seni aşağıya çeken, hatta depresyona sürükleyen bir boşluğa dönüşür.
Yalnızlık bir araç. Onu nasıl kullanacağımız tamamen bizim elimizde.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.