Sabah X’de dolaşırken bir fotoğraf gördüm. Lastiği patlak bir araba, ama kasasında belki yüzlerce yedek lastik var. Gören der ki: “Bu araba yolda kalmaz.” Ama durmuş. Çünkü o lastiklerin hiçbiri o arabaya uygun değil. Hiçbiri takılı değil. Hiçbiri o arabayı ayağa kaldırmamış.
Bu görüntü bana şunu düşündürdü. Kalabalık çevresi olup da yalnız hisseden insanlar var. Etrafında onlarca kişi oluyor ama biri bile seni anlayamıyor. Destek olamıyor. Yanında gibi duruyorlar ama yükünü hafifletmiyorlar. Çünkü seninle gerçekten uyumlu değiller. Belki iyi insanlar, belki kötü de değiller ama senin ihtiyacın olan kişi değiller.
Ve bu durum seni daha da yalnızlaştırıyor. Çünkü kalabalığın içinde eksik hissetmek, gerçekten tek başına olmaktan daha ağır. “Benim bu kadar insanla ne işim var?” diye sordurtuyor insana.

Yaşla Gelen Farkındalık
Evet, herkesin çevresinde onlarca, belki yüzlerce insan var. Sosyal medyaya giriyorsun, binlerce takipçisi olan insanlar dolu. Ama o kalabalıklar, gerçek ihtiyaç anında ne kadar anlamlı? Yani kötü bir güne denk geldiğinde, canın yanarken, kafan dağınıkken… Kaçı telefonunu açıp “Nasılsın?” diye sorar? Kaçı sadece yanında olmak için bir bahaneye ihtiyaç duymaz? Dürüst olmak gerekirse, bir elin parmaklarını bile zor geçiyor bu sayı.
Yıllar geçtikçe bu gerçeği daha net görmeye başlıyorsun. Zamanla anlıyorsun ki, yanımızda duran herkes bizimle uyumlu değilmiş aslında. Belki bir dönem aynı frekanstaydık, aynı şeylere güldük, aynı şarkılarda hüzünlendik. Ama zaman geçtikçe hayat hepimizi başka yönlere çekiyor. Ve bazı dostluklar, o yön değişiminde eski halini kaybediyor. Eğlendiğimiz, güldüğümüz insanlar artık sadece suskun kalabalıklara dönüşüyor.
Ama dostluk bu olmamalı. Dostluk sadece birlikte var olmak değil, yük paylaşabilmek de olmalı. İyi gün dostluğu kolaydır çünkü. Zor olan, kötü günlerde sırtını kollayanları fark etmek. Geçenlerde şöyle bir şey paylaşmıştım: “Arkadaşlık sadece birlikte gülmek değil, birlikte büyümektir.” Bu cümleyi hayatıma pusula yaptım. Çünkü insan büyüyemediği yerde küçülmeye başlıyor. Ve bazen fark etmeden sırf alışkanlık olduğu için yanında tuttuğun insanlar seni geri çekmeye başlıyor.
İşte yaş aldıkça bunu ayırt etmeyi öğreniyorsun. Her “arkadaşım” dediğin, seni ileri taşımaz. Bazısı sadece yerinde saydırır. Bazısı ise seni senden eder. Ve ne yazık ki, çoğu zaman bunu çok geç anlıyoruz.
Kırılma noktası tam da burada başlıyor. Çünkü bir yerden sonra insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor: “Etrafımda bu kadar kişi varken ben neden bu kadar yalnız hissediyorum?”
Cevabı aslında basit ama acı verici: Çünkü çoğu orada olmak için orada. Senin için değil.
Gülüşünü seviyorlar, enerjinden besleniyorlar, onlara iyi gelen taraflarını alıp gidiyorlar. Ama seni soran yok. Derdini anlamaya çalışan, bir şeyi söylemeden hisseden yok. Bazen, sadece etraf kalabalık diye o kalabalığın içinde kendini güvende sanıyorsun. Ama işin gerçeği şu: O kalabalık seni taşımıyor. Sadece seni seyrediyor.
Ben artık şuna inanıyorum: Evet, biz bazı insanlara gerçekten iyi gelebiliriz. Ama bu yetmez. Aynı iyiliği göremediğimiz her bağ bizi yavaş yavaş içeriden çürütüyor. Çünkü sadece senin iyi geldiğin bir ilişkide, hep eksilen taraf sen oluyorsun. Hep veren, hep toparlayan, hep susan. Bir süre sonra fark ediyorsun, seni ayakta tutan kimse kalmamış, sen bile kendine sırtını dönmüşsün.
Ve bu fark ediş, bir nevi uyanış oluyor. İşte orası kırılma noktası.
Kalabalıklar İçinde Kaybolmayalım
İnsan bir kriz anında, gerçekten kimin “lastik” olup olmadığını bilmeli. Çünkü sayıca çok olan değil, seni ayağa kaldıran değerlidir. Bazen de mesele, doğru lastiği bulmak değil, fazlalıklardan kurtulmaktır. Çünkü her yük hafifletmez, bazıları sadece yorar.
Ben artık sayının değil, işlevin önemli olduğuna inandığım bir yaştayım. Az ama öz ilişkilere değer veriyorum. Gerçek dostluk dediğin şey, sadece gülmek değil; birlikte büyüyebilmek, birlikte yıkılıp birlikte kalkabilmek. Birlikte sevinebilmek, birlikte susabilmek… İşte ben hayatımı bu insanlarla inşa etmek istiyorum.
Çünkü kalabalıklar içinde kaybolmak kolay. Asıl mesele, o kalabalığın içinde hâlâ kendin kalabilmek. Ve bu da ancak yanında doğru insanlar varsa mümkün.
Okuduğun için teşekkür ederim.
Dilerim, sen de kendi “lastiklerini” gözden geçirirsin.
Bir sonraki yazıda tekrar görüşmek üzere.