Hayatta çoğumuzun ulaşmak istediği bir hedefi var. Nasıl bir insan olmak istediğimize, nasıl bir hayat kurmak istediğimize, nereye varmak istediğimize dair kafamızda az çok bir resim taşıyoruz. Bence bu çok kıymetli. Çünkü insanın bir amacı, bir yönü, bir hedefi yoksa savrulması çok kolay. Doğru bir amaç uğruna ilerlemek için gerçekten de bir hedefe ihtiyaç var.

Bu yüzden geleceği düşünmenin, hayal kurmanın ve kendin için bir yön belirlemenin gereksiz olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine, bunların hayatta mutlaka olması gerektiğine inanıyorum. İnsanı ayakta tutan şeylerden biri de bazen tam olarak budur: henüz sahip olmadığı ama bir gün ulaşmak istediği bir hayatın ihtimali.

Ama burada çoğu insanın gözden kaçırdığı başka bir gerçek var. Sadece düşünerek, sadece plan yaparak ya da sadece hayal kurarak hiçbir şey inşa edilmiyor. Geleceği kafanda defalarca yaşamış olman, bugünün işini yaptığın anlamına gelmiyor. Hatta bazen insan, o kadar çok gelecek düşünüyor ki bugünü kaçırıyor.

Ben şuna inanıyorum: Hayal kurarken ufkumuzu ne kadar geniş tutuyorsak, çalışırken odağımızı da o kadar dar tutmamız gerekiyor. Çünkü büyük hedefler insana yön verir ama ilerlemeyi sağlayan şey, bugünün içinde yapılan küçük ve net eylemlerdir. On yıl sonrasını düşünmek güzeldir. Ama masaya oturduğunda önünde sadece bugün olmalıdır.

Büyük vizyon neden gerekli

İnsan neden yaşadığını, nereye gitmek istediğini ve nasıl biri olmak istediğini bilmek zorunda. Çünkü hayatta bir vizyonumuzun olması bize yön veriyor. Ben de kendi hayatımı planlarken sık sık dönüp bunları düşünüyorum. Ben kimim, şu anda nasıl bir noktadayım, ne yapıyorum, ileride nasıl birine dönüşmek istiyorum, nasıl bir hayat kurmak istiyorum? Bu soruları kendime sormadan ilerlemenin çok sağlıklı olduğuna inanmıyorum.

Kendi adıma, gelecekte olmak istediğim kişiyle bugünkü halim arasında sürekli bir karşılaştırma yapıyorum. Kurduğum vizyonla şu anki günlük aksiyonlarım birbiriyle örtüşüyor mu diye bakıyorum. Bugün yaptıklarım gerçekten beni istediğim hayata mı götürüyor, yoksa sadece günü geçiriyormuşum gibi mi hissediyorum, bunu anlamaya çalışıyorum. Bence insanın kendine dönüp bunu sorması çok önemli. Çünkü bazen hareket halinde olmak, gerçekten ilerlediğin anlamına gelmiyor.

Bu sorgulama bana şunu gösteriyor: Vizyon sahibi olmak çok değerli ama tek başına yeterli değil. Çünkü insan zaman zaman fark etmeden yolundan sapabiliyor. Ben de bazı dönemlerde dönüp baktığımda, aslında gitmek istediğim yerin gerektirdiği şeyleri yapmadığımı fark ediyorum. Aklımda büyük hedefler oluyor ama günlük hayatım o hedeflerin ağırlığını taşımıyor. İşte en kritik kırılma da burada başlıyor.

İnsan neden bugünün işinden kaçıyor?

Gelecekte olmak istediğimiz kişi için yapmamız gereken şeyleri yapmadığımızı fark ettiğimiz çok fazla an var. Kendi açımdan baktığımda bunun birkaç temel nedeni olduğunu görüyorum. Bunların en önemlisi şu: Bir şeyi düşünmek, onu yapmaktan daha keyifli geliyor.

Ben bir şeyler okumayı, araştırmayı, yeni şeyler öğrenmeyi gerçekten seven biriyim. Ama bazen bunun da bir tuzağa dönüşebildiğini fark ediyorum. Çünkü insan öğrenirken kendini gelişiyormuş gibi hissediyor. Yeni bir bilgi, yeni bir fikir, yeni bir yöntem gördüğünde sanki ilerliyormuşsun gibi geliyor. Ama işin tehlikeli tarafı şu: Bazen o kadar çok öğrenme ve araştırma modunda kalıyorsun ki uygulamaya hiç geçemiyorsun. Sürekli biraz daha okuyayım, biraz daha araştırayım, biraz daha öğreneyim derken, aslında yapman gereken şeyin etrafında dönüp duruyorsun. İlerliyormuş gibi hissediyorsun ama yerinde sayıyorsun.

Bir diğer neden de şu: Bugünün işi çoğu zaman sıkıcı geliyor. Çünkü bugünkü eylem, büyük sonucun heyecanını taşımıyor. Mesela düzenli spor yapmam gerekiyor. Bazen bir hafta, iki hafta çok iyi gidiyorum. Disiplinli, istekli, enerjik şekilde devam ediyorum. Ama sonra bir noktada içimde bir kırılma oluşuyor. Bunun nedenine baktığımda şunu fark ediyorum: Verdiğim emeğin karşılığını hemen hissedemediğim anda sıkılmaya başlıyorum.

Çünkü iki hafta spor yaptığında zihnin senden bir işaret bekliyor. Aynaya baktığında belirgin bir değişim görmek istiyorsun. Tartıda bir fark görmek istiyorsun. Vücudunda net bir karşılık hissetmek istiyorsun. Bunlar olmayınca da bugünkü çaba anlamsızmış gibi gelmeye başlıyor. Aslında anlamsız değil. Sadece sonuç, emeğin gösterildiği hızda görünmüyor. Ama insan zihni bunu kabul etmekte zorlanıyor. Bugünkü işin en zor tarafı da bu zaten: Çoğu zaman senden emek istiyor ama sana garanti hissi vermiyor.

Bence insanların bugünün işinden kaçmasının en büyük sebeplerinden biri tam olarak bu. Düşünmek daha keyifli, plan yapmak daha güvenli, araştırmak daha tatmin edici geliyor. Çünkü bunların içinde çabanın sürtünmesi yok. Ama asıl tehlikeli olan şu: İnsan bazen sadece düşünceye sığınmıyor, doğrudan kaçış alanları da üretiyor. Instagram’da kaybolmak, bilgisayarda oyunlara gömülmek, saatlerce dizi izlemek, boş boş ekrana bakmak. Bunların hepsi bazen sadece kafa dağıtmak değil, yapılması gereken şeyden kaçmanın daha konforlu yolları oluyor.

O yüzden burada bence herkesin kendine dürüstçe şunu sorması gerekiyor: Ben gerçekten ilerliyor muyum, yoksa sadece ilerliyormuş gibi hissettiren şeylerin içinde mi oyalanıyorum? Çünkü insanı asıl geride bırakan şey bilgisizlik değil. Ne yapması gerektiğini bildiği halde onu yapmaktan kaçması.

Düşünce yapısını yeniden düzenlemek

Peki bunu nasıl tersine çevirebiliriz? Bu düşünme, oyalanma ve kendini meşgul hissetme girdabından nasıl çıkabiliriz? Bence burada mantığı değiştirmek gerekiyor. Bir şeyi hedeflerken, kendin için bir yön çizerken, hatta hayal kurarken zaman ufkunu geniş tutmak lazım. İnsan bazen gerçekten on yıl sonrasını düşünmeli. Nasıl bir hayat kurmak istiyorum, nasıl birine dönüşmek istiyorum, neyi başarmış olmak istiyorum, bunları düşünmek gerekiyor. Çünkü büyük vizyon insanın ufkunu açıyor.

Ama iş masaya oturmaya geldiğinde tablo tamamen değişmeli. Orada artık on yıl sonrasını değil, sadece bugünü düşünmek zorundasın. Çünkü önemli olan şey hayalin büyüklüğü değil, bugünü ne kadar doğru yaşadığın. Bugünü doğru şekilde bitirebilmek, bugünün işini gerçekten yapabilmek, seni ileri taşıyan asıl şey bu. Zihin aynı anda hem büyük resmi hem de mikro işi aynı verimlilikle taşıyamıyor. Sen çalışırken sürekli beş yıl sonranı, on yıl sonraki halini düşünmeye başladığında, yaptığın işin ağırlığı artıyor. İş büyüyor, gözünde büyüyor, soyutlaşıyor ve bir noktadan sonra da insan sıkılıyor, kaçmak istiyor. Bunu ben de yaşıyorum.

O yüzden bence insanın yapması gereken şey şu: Önce büyük hayalini kuracaksın. Nereye gitmek istediğini bileceksin. Ama o resmi bir kez netleştirdikten sonra artık sürekli dönüp ona bakmayacaksın. Çünkü oradan sonra seni ileri taşıyacak olan şey hayalin kendisi değil, o hayale ulaşmak için bugün yapman gerekenler. Yani mesele bir gün çok başarılı olacağını düşünmek değil. Mesele bugün açman gereken kitabı açmak, bugün yazman gereken sayfayı yazmak, bugün yapman gereken antrenmanı tamamlamak.

Ben bir gün çok başarılı olacağım düşüncesi insana yön verebilir ama tek başına iş yaptırmaz. Ama şimdi kalkıp şu kitabı açacağım düşüncesi iş yaptırır. Çünkü büyük hedef her zaman soyuttur. Günlük görev ise somuttur. Büyük vizyon uzak bir ihtimal gibi görünür ama günlük görev elinin altındadır. Ve insanın hayatını değiştiren şey de genelde o büyük cümleler değil, tekrar tekrar yapılan bu küçük somut eylemlerdir.

Büyük şeyler küçük ve acımasız tekrarlarla kurulur

Büyük şeyler küçük ve acımasız tekrarlarla kurulur. Bence insanların en çok kaçtığı gerçeklerden biri bu. Çünkü hepimiz sonucu seviyoruz ama sürecin kendisini sevmek o kadar kolay değil. Güçlü bir vücut istiyoruz ama aynı hareketleri haftalarca, aylarca tekrar etmek istemiyoruz. Başarılı bir kariyer istiyoruz ama her gün aynı ciddiyetle masaya oturmanın ağırlığını taşımak zor geliyor. Üretmek, büyümek, gelişmek istiyoruz ama o gelişimin arkasındaki sıkıcı, görünmeyen, alkışsız emeğe çoğu zaman tahammül edemiyoruz.

Oysa gerçek inşa tam olarak burada başlıyor. Kas da böyle yapılır, kariyer de böyle kurulur, içerik üretimi de böyle büyür. Dışarıdan bakınca insanlar sonucu görüyor. Değişen bedeni görüyorlar, yükselen başarıyı görüyorlar, büyüyen hesabı görüyorlar. Ama kimse o sonucun arkasında kaç gün isteksizce çalışıldığını, kaç gün can sıka sıka devam edildiğini, kaç gün hiçbir şey hissedilmeden aynı şeylerin tekrarlandığını görmek istemiyor. Çünkü tekrar romantik değildir. Disiplin gösterişli değildir. Süreç çoğu zaman heyecanlı bile değildir.

Bence insanı farklılaştıran şey tam da burada ortaya çıkıyor. Herkes motiveyken bir şeylere başlıyor. Herkes içi kıpır kıpırken plan yapıyor. Ama çok az insan sıkıldığı halde devam ediyor. Çok az insan sonuç görünmediği halde aynı emeği vermeyi sürdürüyor. Çok az insan sıradan bir günde de hedefine sadık kalabiliyor. İşte farkı yaratan şey de bu. Büyük sonuçlar, büyük hislerle değil; küçük ama tavizsiz tekrarlarla ortaya çıkıyor.

Ne kadar parlak bir hayalin olursa olsun, günlerin dağınıksa o hayat kurulmaz. Ne kadar büyük konuşursan konuş, günlük düzenin zayıfsa o hedefe yaklaşamazsın. Çünkü insanı geleceğe taşıyan şey ara sıra gelen ilham değil, sıradan günlerde gösterdiği sadakattir. Güzel hayaller kurmak önemlidir ama insanı gerçekten değiştiren şey, o hayaller uğruna her gün aynı ciddiyetle küçük işleri yapabilmesidir.

Yani demem o ki, geleceği düşünmeliyiz. Kendimize bir yön çizmeliyiz. Güzel bir vizyon, güçlü bir hedef ve peşinden gitmeye değer bir amaç belirlemeliyiz. Bunlar insanı ayakta tutan şeyler. Ama sadece bunları düşünerek, sadece geleceği planlayarak asla ilerleyemeyiz. Çünkü hayat sadece kafanın içinde kurulmuyor. Hayat, bugünün içinde kuruluyor.

Bu yüzden bugünü ihmal etmemek gerekiyor. Hatta bazen geleceği bir kenara bırakıp bugüne tutunmak gerekiyor. Çünkü 10 yıl sonra kim olacağını da, 5 yıl sonra nasıl bir hayat yaşayacağını da bugünkü çalışma ahlakın belirliyor. Kendimizi bir gecede değiştirmiyoruz. Kaderimizi de tek bir büyük kararla yazmıyoruz. Onu her gün, her gece, tekrar tekrar yaptığımız şeylerle inşa ediyoruz.

Bence mesele tam olarak şu: Vizyonunu belirlerken ufkunu genişlet ama ilerlerken odağını dar tut. Çünkü insanı hayaline götüren şey büyük cümleler değil, bugünün içinde yaptığı küçük ama dürüst eylemler. Gerçek değişim de tam olarak burada başlıyor.

Okuduğun için teşekkür ederim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. 🙌