Çevremde de görüyorum, bazı insanlar defalarca kullanılıyor, sömürülüyor. Sonra da sessizce terk ediliyorlar. Ve ne zaman oturup konuşsak, geriye dönüp baktıklarında hep aynı şeyi söylüyorlar: “Ben manipüle edildim.”
Evet, karşı taraf gerçekten manipülatif biri olabilir. Kötülük yapan odur. Ama mesele sadece onun kötü olması değil. Bazen biz de fark etmeden bazı kapılar açıyoruz. Özellikle “iyi insan olayım” diye gösterdiğimiz çaba, bizi yanlış insanların hedefi haline getirebiliyor.
Çünkü mesele sadece iyi kalpli olmak değil. İyi niyet başlığı altında sahiplendiğimiz bazı özellikler, aslında manipülatörlerin en çok aradığı şeyler. Dışarıdan güçlü, anlayışlı, empatik biri gibi görünüyoruz ama içten içe fark etmeden sömürülmeye açık hale geliyoruz.
Bu yazıda seni fark ettirmeden yavaş yavaş tüketen o beş özelliği anlattım. Belki bu özellikler sende de var. Belki de çok yakındaki bir arkadaşında görüyorsun.
Ama artık bu özellikleri sadece “iyi olmak” sanmak yerine, neye neden olduklarını da görme zamanı geldi.
Hadi başlayalım.
1. Fazla Empati Yapıyorsun
Empatiyi hep överiz. Duygusal zekanın işareti sayarız.
Karşımızdakini anlamak, onun gözünden olaylara bakabilmek… Bunlar değerli beceriler.
Ama bazen bu beceri seni korumaz, seni açıkta bırakır. Çünkü bazı insanlar senin bu özelliğini silah gibi kullanır.
Sana kötü davranır, sonra da senin empatin sayesinde paçayı sıyırır. “Zor zamanlar geçiriyor” dersin. “Aslında iyi biridir” dersin. “Niyeti kötü değildi” deyip geçersin.
Ve olan yine sana olur. Sana kötülük yapan birini, daha önce yaptığı üç beş iyi şeyle temize çekmeye çalışırsın. Ama bu, adalet değil. Bu, kendine ihanettir. Kötü bir şey yapıldıysa, kötüdür. Empati, bunu unutturuyorsa zararlıdır.
Ne yapmalısın?
Empatiyi sınırlı kullan. Herkes hak etmiyor.
Özellikle seni sürekli yok sayan, seni suçlu gibi hissettiren biri için empati yapmak, kendi sesini bastırmaktır.
Bir şeyi anlaman, o yükü taşımayı kabul ettiğin anlamına gelmez.
Kimin ne yaşadığını anlamak isteyebilirsin ama seni ezen birini anlamaya çalışmak yerine sınır çizmen gerekir.
Unutma, senin kendini koruma hakkın var. Ve bu hak, bazen “anlamamakta” yatar.
2. İyi Biri Olmanın Her Şeyi Çözeceğine İnanıyorsun
Bazen kendini yırtıyorsun. Olmadı mı, daha fazlasını veriyorsun. Biraz daha anlayışlı olayım, biraz daha sabırlı olayım… Belki o zaman değer verir diyorsun. Ama mevzu senin ne kadar iyi olduğun değil. Mevzu, karşındaki insanın senin iyiliğini ne yaptığı. Çünkü bazı insanlar sen ne kadar verirsen ver, sadece almaya gelir. Ve senin bu iyi niyetin, onların doymayan midesi için açık büfe gibi görünür.
Burada şunu net söylemek lazım: Herkese iyi davranmak erdem değil. Bazen kendini harcamaktır. Sürekli kendini değiştirerek birinin sana zarar vermesini engellemeye çalışıyorsan, yanlış yerdesin. Çünkü bu iş öyle yürümez. Bir insan seni gerçekten seviyorsa, seni parçalayarak değil, koruyarak yaklaşır.
Ne yapmalısın?
İyilik yarışını bırak. Kendini ispatlamaya çalışma. Sınır koymayı öğren.
Herkes senin sonsuz sabrını hak etmiyor. Herkes senin kalbinden faydalanmayı hak etmiyor.
Eğer biri sana zarar veriyor, sonra da sen hâlâ “acaba daha iyi olabilir miyim” diye düşünüyorsan, orada durman gerek.
İyi biri olmakla ezilmek arasında ciddi bir fark var. Ve o farkı koruyamazsan, bir gün tamamen silinirsin.
Unutma, senin sınırını aşan birine hâlâ nezaketle yaklaşmak, onun kötülüğüne ortak olmaktır.
Bazılarına iyi davranılmaz. Bazılarına mesafe koyulur. Çünkü bazen savaşmak bile, sessiz kalmaktan daha merhametlidir.
3. İnsanların Potansiyeline Umut Bağlıyorsun
Bazen şöyle cümleler duyuyorum: “Aslında çok iyi biri ama şu sıralar yeni işe başladı, o yüzden stresli.”, “Şu dönem geçsin, o zaman her şey düzelecek.”
İnan bana dostum, o dönem geçmiyor. Çünkü mesele dönem değil, karakter. Şu anki stresle seni kıran, seni görmeyen, seni tüketen bir insan, ileride bambaşka birine dönüşmeyecek.
O adam da, o kadın da hep böyleydi. Ve muhtemelen hep böyle kalacak. Dengesiz biriyse, gelecekte daha da dengesiz olacak. İnişli çıkışlıysa, seni bu iniş çıkışlarda daha da fazla yıpratacak.
Ama sen hâlâ “belki bir gün değişir” diye bekliyorsun. Onun potansiyeline yatırım yapıyorsun. Henüz var olmayan bir versiyonuna umut bağlıyorsun. Ama o sırada, şu anki hali seni mahvediyor.
Ne yapmalısın?
Gözünü aç. Sana şu anda kötü davranan, gelecekte seni mutlu etmeyecek.
İyi günleri beklemeyi bırak. Değişmesini ummayı bırak.
Bugünkü haliyle seni mutlu etmeyen biri, yarın da etmeyecek.
Potansiyel bir satış konuşmasıdır. Gerçek ise sözleşmedir.
Ve kimsenin hayalini yaşamak için, kendini bugünden harcama.
Gerçek değişim, sen beklediğin için değil, karşı taraf gerçekten değişmeye niyetli olduğu için olur.
Sen artık şuna bak: “Bugün bana nasıl davranıyor?”
Eğer cevabı “kötü” ise, gitmenin zamanı gelmiştir.
4. Kimseye Yük Olmak İstemiyorsun
Böyle insanlara bir yandan bayılıyorum. Çünkü sessizler, anlayışlılar, başkasının alanına saygı gösteriyorlar. Ama bir yandan da yaptıkları şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu fark ediyorum. Çünkü bu sessizlik, manipülatörler için adeta davetiye.
Bu insanlar ilişkide boğulurken bile kimseden yardım istemez. İçleri parçalanır ama “iyiyiz” derler. Moralleri bozukken bile “bir şeyim yok” derler.
Çünkü kimseye yük olmak istemezler. Dert anlatmak, bir şey istemek onlara göre değildir. Sanki ihtiyaçlarını dile getirirlerse sevilmeyeceklerini zannederler. Ve işte bu yüzden en büyük hatayı yaparlar: Acılarını sessizce çekerler.
Bu sessizlik, karşısındaki manipülatörün en çok sevdiği şeydir. Çünkü böyle insanlar ne sınır koyar, ne de hesap sorar. Kendi içinde yaşayıp, kendi içinde bitirir.
Ne yapmalısın?
Kendini saklama. Hislerini ifade etmek zayıflık değil, cesarettir. Gerçek insanlar, senin ne hissettiğini duymaktan rahatsız olmaz.
Sessiz kaldıkça, için içini yer. Ve bu kimsenin umurunda bile olmaz.
O yüzden açık ol. Ne istiyorsan söyle. Ne hissettiğini anlat. Bir ortam seni gerçekten mutsuz ediyorsa, orada kalmak zorunda değilsin.
İlişkiler karşılıklı olur. Hep sen veriyorsan, hep sen susuyorsan, o ilişki çoktan tek taraflı hale gelmiştir.
Unutma: yük olmak istemiyorum diye sessiz kalırsan, bir gün gerçekten taşınmaz hale gelirsin.
5. “Dert çıkaran” biri gibi görünmek istemiyorsun
İlişkide ne kadar sıkıntı yaşarsan yaşa, susuyorsun. Çünkü tartışmak istemiyorsun. Sorun büyümesin diyorsun. Uyumlu olayım, anlayışlı olayım, aman tadımız kaçmasın…
Ama tam bu yüzden manipülatörlerin gözdesi oluyorsun. Çünkü seni çözmüşler. Biliyorlar ki, sen sesini çıkarmazsın. Ne kadar zor durumda kalsan da, kavga etmezsin. O yüzden üzerine gelirler. Bilerek sınırını zorlarlar. Tartışmayı senin başlatmanı beklerler, sen bir şey deyince de trip atıp seni geri adım attırırlar.
Sen de “of şimdi ortalık gerilecek” diye yine geri çekilirsin. Yine içine atarsın. Yine “boşver ya” diyip geçersin. Ama işte o “boşver ya”lar, zamanla içini boşaltır.
Tepki veremeyen insanlar, en kolay kullanılanlardır.
Ne yapmalısın?
İsyan et demiyorum. Kavga et demiyorum. Ama bir yerde “ben böyle hissettim” demeyi öğren. “Bu benim sınırım” diyebilmeyi öğren. İnsanlara sessizliğinle değil, duruşunla mesaj ver.
Çünkü insanlar senin tepki seviyene göre davranır. Sen hiç ses çıkarmazsan, her şeyi yapabileceklerini sanırlar. Ve gerçekten de yaparlar.
Manipülatörler en çok, dert çıkmasın diye susan insanlara bulaşır. Çünkü bilirler ki o insan tartışmaz, konuşmaz, yüzleştirmez. Yani kolay lokmadır.
Sen kolay lokma olma. Okuduğun için teşekkürler.