Uzun süredir burada yeni bir blog yazısı paylaşmadım. Ama bu üretmeyi bıraktığım anlamına gelmiyor. Sadece odağım değişti. Bir süredir daha çok YouTube kanalıma yoğunlaşmış durumdayım. Zaten orası için düzenli olarak script yazdığım için elimde aslında blog yazısına dönüşebilecek, paylaşılmayı bekleyen 20’den fazla içerik var. Belki önümüzdeki günlerde onları da düzenleyip burada paylaşmaya başlarım. YouTube tarafında da bu sürecin karşılığını aldım diyebilirim. Bir ara 10 bin civarında olan abone sayısı, odağımı daha fazla oraya verdikten sonra 18 bin seviyesine geldi. Her cumartesi düzenli video paylaşmaya devam ediyorum.

Bunun yanında iş tarafındaki yoğunluğum arttı, bir yandan da yapay zeka eğitimleri almaya başladım. O yüzden blog yazısı paylaşma tarafı biraz geri planda kaldı. Ama bugün özellikle yazmak istedim. Çünkü son zamanlarda X(twitter)’da sık sık gördüğüm vibe coding meselesini ben de deneyimleme fırsatı buldum ve açık söyleyeyim, beni ciddi anlamda heyecanlandırdı. Bu yazıda da biraz bu deneyimden, nasıl başladığımdan ve bende nasıl bir karşılık bulduğundan bahsetmek istiyorum.

Vibe Coding ve Neuron Black Hikayesi

Zaten bahsettiğim gibi hem işimde hem de YouTube içerik üretim sürecimde yapay zekayı çok kullanan biriyim. Günlük hayatta da birçok noktada yapay zekadan faydalanıyorum. Ama işin en çok konuşulan tarafı olan yazılım kısmına açıkçası çok bakma fırsatım olmamıştı. Son zamanlarda ben de biraz bunu araştırmaya başladım.

Zaten Google Gemini üyeliğim vardı. Bu süreçte Gemini 3.1 Pro modelini kullandım. Bir yandan da Google’ın çıkardığı Antigravity uygulamasını bilgisayarıma kurdum. İlk başta açık konuşayım, tam olarak ne yapacağımı bilmiyordum. Birkaç küçük şey denedim, ufak tefek kurcalamalar yaptım. Sonra şunu fark ettim. Ben yapmak istediğim şeyi doğru anlattığımda, yapay zeka bunu belli bir sıraya koyup adım adım ilerletebiliyor. O an kafamda bazı şeyler daha net oturdu.

Çünkü benim uzun zamandır aklımda sade, minimalist ve hızlı çalışan bir blog sitesi kurma fikri vardı. Hatta Medium’a başlama nedenlerimden biri de buydu. WordPress tarafında birçok tema denedim ama kafamdaki yapıyı tam olarak veren bir şey bulamadım. Bir noktadan sonra ben de hazır bir temayı zorla sevmeye çalışmak yerine kendi hayalimdeki temayı yazmaya karar verdim.

Bu süreçte yine WordPress altyapısını kullandım. Çünkü zaten aşina olduğum bir sistemdi. Bilgisayarıma bir test ortamı kurdum ve her şeyi önce burada denemeye başladım. Yapay zekaya ne istediğimi söylüyorum, o düzenliyor. Dönüp bakıyorum olmuş mu olmamış mı. Eğer içime sinmezse bu kez daha net tarif ediyorum. Şurası şöyle olsun, burada böyle bir alan olsun, menü burada dursun, bunu sadeleştirelim, bunu kaldıralım diyorum. Ben yön veriyorum, o uyguluyor. Bu da gerçekten çok keyifli bir üretim sürecine dönüştü.

Çalışırken bir kare.
Çalışırken bir kare.

En sevdiğim taraflardan biri de şuydu. Bir hata çıktığında sadece hata vermekle kalmıyordu. Sorunun nedenini araştırıyor, olası çözüm yollarını çıkarıyor, sonra birlikte düzeltmeye devam ediyorduk. Bu da süreci benim için çok daha akıcı hale getirdi.

Normalde bir WordPress sitesi kurarken birçok ek parçaya ihtiyaç duyuluyor. SEO için ayrı bir eklenti, görseller için ayrı bir eklenti, hız için ayrı bir eklenti, sayfa içi alanlar için başka eklentiler. Bunlar bir süre sonra hem sistemi ağırlaştırıyor hem de siteyi gereksiz şekilde kalabalıklaştırıyor. Ben ise tamamen bunlardan arınmış bir yapı istedim. Sadece gerçekten ihtiyacım olan özellikleri doğrudan temanın içine ekleyerek ilerledim. Yani dışarıdan hazır şeyler yığmak yerine, istediğim şeyleri tek tek yapay zekaya anlatarak kurdum.

Sonunda da tam istediğim gibi bir yapı ortaya çıktı. Adını Neuron Black koydum. Göz yormayan, sade, hızlı çalışan, sadece girip yazıların okunabildiği ve sosyal medya hesaplarımı kolayca paylaşabildiğim bir yapı istedim. Başka bir hedefim yoktu. Ne gereksiz kalabalık, ne gösteriş, ne de kullanmayacağım özellikler. Sadece işini iyi yapan, temiz bir tema.

Benim için işin en heyecan verici kısmı da şu oldu. Ben profesyonel bir yazılımcı değilim. Lisede yazılım okudum ama oradan aklımda kalan en değerli şey algoritma mantığı oldu. Bence işin püf noktası da burada. Algoritmayı doğru kurup ne istediğimi adım adım anlatabildiğim sürece, gerçekten kod bilmeden de bir şeyler üretebildiğimi gördüm. Zaten bu yazıyı paylaşma nedenim de biraz bu. Aklında bir ürün, bir uygulama ya da uzun zamandır yapmak istediği bir fikir olan insanların, artık eskisi kadar büyük bariyerler olmadan bir şeyler deneyebileceğini göstermek istedim.

Şu an sitede hala yapmak istediğim birkaç küçük geliştirme var. Onları da zamanla ekleyeceğim. Ama en önemli kısmı geçtiğimi düşünüyorum. Çünkü kafamda duran bir şeyi sadece düşünmekle kalmadım, oturup gerçekten yaptım. Üstelik tema için ekstra bir lisans almam da gerekmedi, bir yerden satın almam da. Tamamen bana ait bir yapı oldu. İstediğim zaman yedekleyip farklı yerlerde de kullanabilirim. Belki ileride açık tema, koyu tema gibi seçenekler de eklerim. Ama şu an için şunu net biliyorum. Elimde gerçekten güçlü bir imkan var.

İncelemek istersen: https://www.bahadirin.com/

Bundan sonra ne yapacağım?

Bu temayı bitirip canlıya almak bende gerçekten güçlü bir his yarattı. Uzun süredir kafamda olan bir şeyi oturup ortaya çıkarmak bana iyi geldi. Hatta açık söyleyeyim, vibe coding bu süreçten sonra yeni hobilerimden biri haline geldi.

Şu anda da sıfırdan bir mobil uygulama geliştirmeye başladım. Zaten kişisel gelişim tarafında içerik üreten biri olduğum için, alışkanlık takibi ve yapılacaklar listesi gibi özellikleri içinde barındıran bir uygulama yapıyorum. Evet, bunun internette binlerce örneği var. Daha önce yapılmış bir şeyi yeniden yapıyorum. Ama burada benim için mesele sıfırdan icat çıkarmak değil. Kafamdaki ihtiyaçlara gerçekten karşılık veren, kullanırken içime sinen bir şey ortaya koymak.

Bir de şuna inanıyorum. Bu tarz uygulamalarda herkesin kullandığı ortak özellikler var ama yine de iyi düşünülmüş detaylar çok fark yaratabiliyor. O yüzden ben de tasarlarken, belki başka uygulamalarda olmayan ama gerçekten faydalı olabilecek bazı özellikler eklemeye çalışıyorum. Baştan savma bir iş olsun istemiyorum. Şu an sürece başlamış durumdayım. Frontend tarafının önemli bir kısmını hallettim. Bir yandan da backend işlerini oturtmaya çalışıyorum.

Vibe coding tarafında bir süre daha bu şekilde ilerleyeceğim gibi duruyor. Blog yazıları tarafında ise artık biraz daha farklı bir düzen kurmak istiyorum. Bundan sonra yazıları önce kendi web sitemde paylaşacağım. Sonrasında da aynı yazıları Medium’da canonical link ile yayınlamayı düşünüyorum. Böylece ana merkez kendi sitem olurken, Medium tarafını da tamamen bırakmamış olacağım.

Blog yazısı paylaşma düzenim yine çok sık olmayabilir. Çünkü şu an birinci önceliğim bu değil. Ama fırsat buldukça buraya da yeniden dönmek istiyorum. Bu yazıyı paylaşma nedenim biraz da şu aslında. Bugün teknoloji bu kadar erişilebilir hale gelmişken, fikri olan insanların gerçekten bir şeyleri denemesi için elinde çok güçlü imkanlar var. Belki benim yaptığım şey dışarıdan bakınca çok büyük görünmeyebilir ama benim için önemliydi. Çünkü uzun zamandır aklımda olan bir şeyi ilk kez gerçekten somut hale getirdim.

Şimdi sıradaki hedefim, kafamda olan bu uygulamayı tamamlayıp canlıya almak. Onu da bitirdiğimde burada tekrar anlatmak istiyorum. Belki bundan sonra beni buralarda biraz daha sık görürsünüz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Kendinize iyi bakın. 🙌