Bu yazıyı enerjimin düşük olduğu bir günde yazıyorum. Üzerine biraz düşündüm. “Benim enerjim ne zaman yüksek oluyor? Ne yapınca kendimi daha iyi hissediyorum?” diye kendimce bir iç muhasebe yaptım ve fark ettim ki bazı küçük alışkanlıklar gerçekten fark yaratıyor. Bazen o gün içinde yaptığım seçimler, bazen bir gün önce yaptıklarım… Hepsi ertesi günkü enerjimi belirliyor. Ya yükseltiyor, ya da fark etmeden aşağıya çekiyor. Sonra oturdum, hayat enerjimi yükselten şeyleri düşündüm ve sekiz maddelik bir liste çıktı ortaya. Hepsi büyük değişimler değil ama etkileri çok net. Özellikle kendimi daha dengede, daha iyi hissettiğim zamanlara baktığımda bu sekiz alışkanlık hep hayatımdaymış. Şimdi hem kendime bir hatırlatma olsun diye, hem de belki senin de hayatına dokunur diye yazmak istedim.

1- Güne yatakta oyalanmadan kalkmak.

Bunu zaman zaman ben de yapıyorum. Uyanıyorum ama kalkmıyorum. Elime telefon alıyorum, bir şeylere bakayım derken bir bakmışım saat geçmiş. Reels izlemişim, Twitter’da gezinmişim, mesajlaşmışım… Yani daha gün başlamadan elimdeki zamanı çürütmüşüm. Ama bazı günler var ki, uyanır uyanmaz yataktan çıkıyorum. O günler çok daha verimli geçiyor. Elimi yüzümü yıkayıp kendime geldikten sonra bir kitap açıyorum ya da aklımda bir fikir varsa yazıya döküyorum. Bazen de direkt spora gidiyorum. Günü erken saatlerde yakaladığımda, enerjim de sanki daha erken geliyor. O yüzden gerçekten, yatakta oyalanmak, ister telefonla ister telefonsuz, fark etmeden enerjini düşüren bir şeye dönüşüyor. İlk anda üzerimde bir ağırlık oluyor evet, ama kendimi biraz zorlayıp kalktıktan sonra toparlanmam çok daha kolay oluyor. Belki bir temizlik yapıyorum, belki farklı bir şey… Ama asıl mesele o yataktan bir an önce çıkmak. Çünkü gün, sen ayağa kalkınca başlıyor.

2- Hareket etmeyi ertelememek.

Hareket berekettir lafı bence tam yerinde bir söz. Gerçekten enerjimin en yüksek olduğu zamanlar, en çok hareket ettiğim zamanlara denk geliyor. Ne kadar yorgun olursam olayım, kalkıp bir şekilde spora gittiğimde o yorgunluk yerini bambaşka bir canlılığa bırakıyor. Yaşamak buymuş gibi geliyor. Hareketsiz kaldığım her gün, sanki içten içe çürümüşüm gibi hissediyorum. Ben home office çalışıyorum ve bu yüzden bir dönem evime yürüyüş bandı almıştım. Sabah kalkar kalkmaz kısa bir yürüyüş yapıp güne başlıyordum. O kadar dinç ve enerjik hissediyordum ki anlatamam. Şu aralar fitness’a gidiyorum, oradan alıyorum o enerjiyi. Ama ister evde ister salonda olsun fark etmiyor. Hareket ettikçe daha da hareketli biri haline geliyorsun. O yüzden bu, herkes için işe yarayan bir yakıt bence. Ne olursa olsun hareketi ertelememek lazım.

Photo by Jacek Dylag on Unsplash

3- Günlük su tüketimini ciddiye almak.

Benim su içme düzenim biraz döngüyle ilerliyor. Yaz olduğu için şişelerden biri sürekli dolapta. Biri soğurken diğerini içiyorum, sonra yer değiştirip tekrar dolaba atıyorum. Böyle basit bir sistem kurdum kendime ve işe yarıyor. Özellikle yaz aylarında su tüketimi ciddi şekilde artmalı. “Su hayattır” lafı boşuna söylenmemiş. Günde en az 2 litre içilmeli ama bana göre 3 litre ideal. Hatta sıcak havalarda 4 litre bile olmalı. Çünkü vücut suya bağımlı çalışıyor. Bir bilimsel veri var, paylaşmadan geçmeyeyim: kanın %83’ü, kemiklerin %22’si, beynin ve kasların %75’i sudan oluşuyor. Yani ne kadar su, o kadar sağlıklı sistem. Susadığını fark etmeyi beklememek gerek. Su, basit gibi görünen ama hayat enerjisinin temel kaynaklarından biri.

4- Sosyal medyada değil, gerçek hayatta dopamin aramak.

Bu konu bence başlı başına bir yazı konusu ama burada da kısaca değinmek istiyorum. Artık TikTok, Instagram gibi platformlarda Reels kaydırarak saatlerimizi harcıyoruz. Ve farkında olmadan beynimize sürekli dopamin pompalıyoruz. Çünkü her kaydırmada “acaba sıradaki ne?” diye merak ediyoruz ve o merakla beynimiz küçük küçük ödül patlamaları yaşıyor. Zamanla bu alışkanlık öyle bir hale geliyor ki, gerçek hayattaki dopamin kaynaklarına ihtiyaç duymamaya başlıyoruz. Beyin diyor ki “zaten alıyorum dopamini, niye uğraşayım ki?” Bu da bizi tembelleştiriyor, hayattan koparıyor ve üretkenliğimizi düşürüyor. O yüzden bu konuda gerçekten bilinçli olmak gerekiyor.

Sosyal medyayı tamamen bırak demiyorum ama mutlaka sınır koymak şart. Gün içinde ne kadar vakit geçirdiğini görmek, kendine belli saatler belirlemek çok etkili. Bir de ne izlediğine dikkat etmek lazım. Sadece komik videolar mı, yoksa seni düşündüren, geliştiren içerikler mi? Bu ayrım bile bakış açını değiştiriyor. Ama en önemlisi şu: gerçek dopamin, gerçek hayatta. Bir yürüyüş, bir sohbet, bir şey üretmek… Hepsi telefon ekranının verebileceğinden çok daha derin ve kalıcı. Kendini kandırmayı bırakıp, ekranlardan biraz uzaklaşıp hayata karışmak gerekiyor.

5- Kaliteli bir insanla iletişim kurmak.

Bazen bir arkadaşınla oturuyorsun, saatler geçiyor ve fark etmiyorsun. Karşılıklı konuşuyorsunuz, fikir alışverişi yapıyorsunuz, derin konulara giriyorsunuz… O sohbet hem seni hem karşındakini besliyor. Bu çok kıymetli bir şey. Böyle insanları bulduysan bırakma. Benim için arkadaşlık sadece goy goy değil. Evet, mizah da güzel, eğlenmek de lazım ama sadece dedikodu ya da boş muhabbet döndüğünde bir yerden sonra insan yoruluyor. Derin şeyler konuşmak istiyorsun, fikir üretmek, hayata başka açılardan bakmak istiyorsun. O yüzden gerçekten kaliteli insanlarla yapılan sohbet, insanın içini besliyor. Enerji veriyor. Eğer hayatında böyle biri varsa, zaman zaman bir araya gelin, konuşun, paylaşın. Çünkü bu tarz iletişimler insanın ruhunu tazeliyor.

6- Her gün tek bir işi bitirip beynine “başardım” duygusu vermek.

Evden çalıştığım için gün içinde yapılacak işlerim genelde önceden belli oluyor. Ve içlerinde bazıları büyük, önemli, zaman alıcı görevler oluyor. Bu yüzden genelde sabahları oturup bir yapılacaklar listesi hazırlarım. Sonra da o günün en önemli işinden başlarım. Brian Tracy’nin “Ye o kurbağayı” diye bir yaklaşımı var. Yani yapılacak işleri kurbağa gibi düşün, hangisi en büyük, en çirkin ve seni en çok zorlayacaksa güne onunla başla. Ben de aynen öyle yapmaya çalışıyorum. Çünkü o büyük işi tamamladığında insanın içinde çok net bir tatmin duygusu oluşuyor. Birçok küçük iş yapmaktansa, bir tane büyük işi hakkıyla tamamlamak bazen çok daha motive edici oluyor. Tabii o büyük işi gözünde büyütmemek için küçük parçalara ayırmak şart. O zaman hem ilerlemesi kolay oluyor hem de sonunda “bugün gerçekten bir şey yaptım” hissini yaşatıyor. Bu da bence günün enerjisini direkt yukarı çekiyor.

7- Günü kapatmadan önce minik bir temizlik veya düzen.

Temizlik ve düzen, benim için sadece görüntüyle ilgili bir şey değil. Direkt enerjimi etkiliyor. Evim dağınıksa zihnim de dağınık oluyor. Hatta bununla ilgili daha önce “Dağınık ev mi, dağınık zihin mi?” diye bir yazı yazmıştım. Gerçekten de çok bağlantılı. Çünkü sabah uyandığında düzenli bir ortama gözünü açmak, güne nasıl başladığını bile etkiliyor. Gün içinde illa bir şeyler dağılıyor, buna engel olamıyorsun. Ama yatmadan önce yapılacak minik bir toparlama sabahki ruh haline doğrudan yansıyor.

Bu konuda James Clear’ın Atomik Alışkanlıklar kitabında anlattığı bir bölüm çok hoşuma gitmişti. James, tembel olduğunu bildiği bir arkadaşının evine gidiyor ama evi her zaman düzenli. Nasıl olduğunu sorduğunda arkadaşının cevabı net: “Her şeyi aldığım yere geri koyuyorum.” Diş fırçası, kıyafet, kitap… Ne olursa olsun, kullandığı gibi yerine koymak onun için bir alışkanlık olmuş. Zaten bu alışkanlığı kazandığında ekstra bir temizlik çabasına gerek kalmıyor.

Benim annem de hep derdi, “Nereye koyduysan oradadır.” Bu laf basit gibi ama çok doğru. Gün sonunda aldığın şeyleri yerine koyarsan, ev zaten kendi kendine düzenli kalıyor. Ve bu da seni rahatlatıyor. O yüzden gün bitmeden önce yapılan küçük bir toparlama, sadece evi değil, insanın içini de düzenliyor. Enerji oradan bile çoğalıyor.

8- Uyumadan önce telefonu değil, bir düşünceyi eline almak.

Yalan yok, bu maddeyi her zaman uygulayabildiğimi söyleyemem. Sosyal medyada içerik ürettiğim için telefon gün içinde zaten elimde oluyor. Gündemi takip etmem, üretmem, bazen geri bildirimleri okumam gerekiyor. Hatta şu aralar gece yatarken bile içerik fikri geliyor aklıma, açıp not alıyorum. Medium’da yazacağım bir yazının taslağı bile o anda çıkabiliyor.

Ama tüm bunlara rağmen, en sevdiğim şey hâlâ uyumadan önce kitap okumak. Kitap okumak hem zihnimi dinlendiriyor hem de gerçekten uykumu getiriyor. Günün sonunda ekran ışığından uzaklaşıp kağıda dönmek, o sakinliği hissettirmek başka bir şey. Bunu yaptığım zamanlar, uykum da daha kaliteli oluyor, ertesi güne başlama motivasyonum da daha yüksek oluyor.

Tabii bu herkes için aynı olmayabilir. Ama uyumadan önce sadece Reels izlemek, boş boş kaydırmak… bana göre biraz kendini kandırmak gibi geliyor. Gerçekten iyi gelen bir düşünceye, bir kitaba, belki sadece birkaç dakika sessizliğe geçmek… Bu da hayat enerjisini yükselten küçük ama etkili bir alışkanlık.

Enerji yönetimi bence dalgalı bir şey. Bir gün uyanırsın, her şey yolunda, enerjin tavan. Ertesi gün hiçbir şey yapasın gelmez. Bu yazıyı yazmaktaki amacım, işte o iniş çıkışlarda biraz olsun kontrolü ele alabilmek. Hayat enerjisini tamamen sabitleyemesek de, belli bir seviyede tutmak mümkün. Benim aklıma gelenler şimdilik bunlardı. Belki senin aklına da farklı öneriler geliyordur. Yorumlarda paylaşırsan okumak isterim. Okuduğun için çok teşekkür ederim. Umarım bu yazıda senin de kendine alacağın bir şeyler olmuştur. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.